Su
SU
Su dünyadaki tüm canlıların yaşam kaynağı, hayatın kendisidir. Hastalıkların tedavisinde sudan çeşitli biçimlerde yararlanılmaktadır, insanlar, hastalıkları tedavi eden kaynakların kutsal olduğunu kabul etmişlerdir. Hatta kaynakların, genellikle bir peygamberin veya ermiş kabul edilen bir insanın, bir azizin sopasını veya ayağını yere vurmasıyla fışkırdığma inanılır. Birçok tapmak, kilise ve türbe tedavi gücü olan bu kaynakların yanına veya üzerine kurulmuştur. Dünyanın bilinen en eski kaynağı Filistin’de Yeriho’dadır. Ülkemizde içilerek kür yapılan kaynaklar, ve ayrıca birçok termal vardır.

İçeriklerine göre bunlardan çeşitli hastalıkların tedavisinde yararlanılır. Gerek termal kaynaklar, gerekse içmeler tam olgunlaşmış sulardır, yerin derinlerinden getirdikleri pozitif enerji yükleriyle hastalıkları tedavi ederler. Dölüt anne karnında, su içinde gelişir. Yeni dünyaya gelen bir bebeğin vücudunun %70′i sudur. Bebeğin beynindeki su oranı ise yaklaşık %85′tir. insan vücudundaki su oranı yaş ilerledikçe azalır. Çok ileri yaşlarda bu oran %45′e kadar düşer. İnsan vücudundaki suyun mineralleri, yaşamın başladığı denizdeki minerallere yakındır.
Suyu yalnızca içecek olarak düşünmek yanlıştır. Su bir endüstri maddesi, üzerinde tonlarca maddenin taşındığı yol, canlıların yaşam ortamıdır. Su sahip olduğu iç yapısı nedeniyle enerjiyi depolayabilmekte, bir yerden bir yere taşıyabilmektedir. Suyun bu özelliği, balinaların birbirlerinden kilometrelerce uzakta olmalarına rağmen haberleşebilmelerini sağlamaktadır.
Günümüzden 2500 yıl önce Yunanlılar hastalıkların tedavisi için Asklepios tapınaklarındaki termallere akın ediyordu. Banyo yapma alışkanlığını Yunanlılardan devralan Romalılar, banyo yapma ve suyla tedavi yöntemini daha da mükemmelleştirdi. Romalılar için banyo, termaller ve kaliteli içecek su çok ö-nemliydi. Özellikle kireçli içecek suyuna çok önem veriyorlardı. İstila ettikleri ülkelerde araştırdıkları değerlerin başında kaliteli içecek su, maden suyu ve termal suları vardı. Şehirlerin su ihtiyacını inşa ettikleri uzun su yollarıyla kilometrelerce uzaktan sağlıyorlardı.
Roma İmparatorluğu zamanında inşa edilmiş olan en uzun su yolu Almanya’da Eifel’deki Erff vadisinden Köln’e kadar uzanan, bin kilometrelik su yoludur. Romalıların uzun su yolları yaparak şehirlere su getirme, termaller işletme ve banyo yapma a-lışkanlığı İstanbul’da da devam etmiştir. Osmanlılar İstanbul’u aldıktan sonra bu geleneği sürdürmüş, daha da geliştirerek kültürlerinin bir parçası olan birçok hamam açmıştır. Osmanlılar da istila ettikleri ülkelere hamamlar inşa etmiştir.
Ancak Avrupa’da banyo yapma alışkanlığı bir süre sonra unutulmuştur. Veba ve bel soğukluğu gibi hastalıkların ortaçağdaki bakımsız hamamlarda süratle yayılması, toplumun banyolardan uzaklaşmasının ve bu alışkanlığı unutmasının nedenlerinden biridir. Türkler, Azerbaycanlılar, Tatarlar ve Uygurlar su a-dını kullanmaktadır. Suya Kazak, Özbek ve Türkmen Türkçe’ sin de suv denmektedir. Başkurtlar hıv, Kıgızlar ise sü demektedir.
SU FARKLI BİR MADDEDİR
Suyu diğer maddelerle karşılaştırdığımızda bazı fizik kanunlarının aksine hareket ettiğini görmekteyiz. Örneğin, su 0°C’de hacimce küçüleceğine genişler. 4°C’de en yoğun olduğu noktaya gelir ve bu derecenin altında tekrar genişler. Bu durum, göl ve nehirlerde suyun üstünün donmasına rağmen, alt tabakalarında balıkların yaşamlarını sürdürebilmelerine olanak verir. Donduğu zaman diğer maddeler gibi büzüşüp küçüleceğine genişlemektedir. Bu nedenle buz, suyun üzerinde yüzmektedir. Buz iyi bir ısı izolatörüdür. Bu yüzden kutuplarda buzların altındaki sular tamamen donmaz, buzların altında yaşam devam eder.
İçme suyunda hastalık yapan organizmalar ve sağlığa zarar verecek maddeler bulunmamalıdır. Çoğu ülkelerde içilecek suyun nasıl olacağım belirleyen yasalar bulunmaktadır. Suyu olgunlaşmış ve olgunlaşmamış su olarak ikiye ayırabiliriz: Olgunlaşmış su, binlerce yıl önce toprağın derinlerine kadar inip temizlenerek, minenerallerle zenginleşip, büyük bir gayretle toprağın üstüne çıkan sudur. Olgunlaşmamış su ise yağmur olarak yağdıktan sonra dağlarda, çayırlarda, ormanlarda toplanarak, akar su halinde akan sulardır.
A.B.D. gibi bazı ülkeler, dişleri kariesten korumak amacıyla içme suyuna florit karıştırmaktadır. Suyun en önemli özelliklerinden biri de çok iyi bir çözücü olmasıdır. Bu özelliği sağlığımız için de çok önemlidir. Suyun bu özelliği olmasaydı birçok ilacı hazırlamamız, çayları yapmamız, hatta yemek pişirmemiz mümkün olamazdı.
Su toprağın derinliklerinden gelirken kalsiyum ve magnezyumu çözerek beraberinde getirir. Suyun sertlik derecesi, içindeki kalsiyum ve magnezyum o-ranıyla ölçülür. Suda kalsiyum, kalsiyum hidrojen karbonat [Ca(HCO)3J2, magnezyum ise magnezyum hidrojen karbonat [Mg(HCO)3]2 eriyiği olarak bulunur. Eğer sert su ısıtılırsa rengi süt gibi bulanık olur. Suda karbondioksit (CO2) bulunduğu sürece, karbonik asit sudaki varlığını sürdürebilir. Karbondioksit, karbonik asidin oluşturduğu hidrojen karbonat bağlantılarından serbest kalınca geriye karbonat bağlantıları tencerelerin dibinde tabakalar ve musluklarda, lavabolarda lekeler oluşturur.
Sudaki kalsiyum ve magnezyum, bu madenlere olan günlük ihtiyacımızın bir bölümünü karşılar. Sudaki kalsiyum damar sertliğini önleyerek, koruyucu rol oynar. Çay suyu olarak sert su biraz uzun kaynatılmalı ve demlemeden önce 1-2 dk bekletilmelidir. Birkaç dakika uzun kaynayan suyun içindeki kalsiyum dibe çöker.
Yağmur suyu çok yumuşak olmasına rağmen çay veya yemek için kullanılmaz. Çünkü yağmur bulutlardan yere ininceye kadar, havadaki tozları, sağlığımıza zararlı birçok gazı toplar. Ancak toprağın birçok tabakasından süzülüp, yerin derinliklerindeki doğal su depolarına ulaştığında temizlenmiş olur. Toprağın bu özelliğini kaybetmemesi için bazı ülkelerde su bölgelerini koruyucu yasalar bulunmaktadır. Maden suyunun ne olduğu ve ne gibi özellikler taşıması gerektiği birçok ülkede yasalarla tanımlanmıştır. Hatta birçok ülkede içindeki mineral oranlarının sınırları bile yasalarla belirlenmiştir. AB 1 Ağustos 1984′de maden sularının kalitesiyle ilgili bir yasa çıkarmıştır ve bu yasa günümüzde de geçerlidir. Maden suyunun şifalı su olarak kabul edilebilmesi için -kliniklerde araştırılarak tedavi gücünün ispatlanmış olması ve uzmanların bu yönde verdiği rapor gereklidir. Avrupa’da birçok ülkede bu sular ilaç olarak kabul edilir ve bu sular için ilaçlar için uygulanan yasalar uygulanır.
Bir maden suyuna şifalı yada tedavi gücü olan su denebilmesi için, bazı özellikleri taşıması gereklidir. I-çerisinde yüksek oranda demir, flor, iyot, kükürt bulunmalıdır. Kükürt maden suyunda yüksek oranda bulunursa suyun tadını ve kokusunu etkiler. Bu nedenle suyun içindeki fazla kükürt, belirli bir oranda alınır. Aynı işlem su havandırılarak demir için de uygulanır. Aksi halde havadaki oksijenle temas eden demir okside olarak, pul pul suyun dibine çöker. Maden suları sağlığımız için faydalı sulardır. Maden sularıyla vücudun maden ihtiyacını karşılamak mümkün değildir.
Kaba öğütülmüş tahıldan (buğday, çavdar veya karışımından) yapılmış ekmeğin bir diliminde, 500 mi maden suyunda bulunan mineralden daha çok mineral vardır. İçinde belirli bir madenden fazla bulunan sular tedavi maddesi olarak uygulanır. Örneğin, içinde yüksek oranda karbonik asit bulunan asitli sular mide hastalıklarında faydalıdır. Sülfat oranı yüksek olan sular sindirimi kolaylaştırır. Ancak bu suları aşırı ölçüde içmek zararlıdır. Herhangi bir hastalık nedeniyle maden suyuyla kür yapmaya başlamadan önce, bir doktora danışmak doğru olur.
Dikkat: Maden suyu mikropların hücumuna çok çabuk uğradığından, ağzı içileceği zaman açılmalı ve kısa sürede tüketilmelidir. Maden suyunun en içimli olduğu sıcaklık 7-lO°C arasıdır.
SU VE İNSAN
İnsan 30 gün hiçbir şey yemeden yaşayabilir ancak yaşamını susuz sadece 3 gün sürdürebilir. Suyun vücutta çok önemli görevleri vardır. Yaşam için gerekli olan tuzlar ve proteinler suda çözülür. Su metabolizma için gerekli olan maddeleri gerekli olduğu yerlere götürür, hücrelerin içine girmesini sağlar, hücrelerde oluşan artıkları hücrelerden dışarı taşır. Kan, lenf, mide suyu, safra, tükürük, ter gibi vücut sıvılarının ana maddesidir. Vücut ısısının sürekli olarak aynı kalmasında büyük rol oynar. Gıda maddelerinin midede yumuşayarak akışkan hale gelebilmesi ve sindirimin sağlanabilmesi için, alman gıdanın durumuna göre yaklaşık 6 İt suya ihtiyaç vardır. Bu sıvının büyük bir bölümü mide suları, diğer bölümü ise bağırsak suları tarafından sağlanır. Akışkan haldeki gıdanın içindeki sıvının büyük bölümü incebağırsakta emilir.
Böylece, sıvının içinde çözülmüş olan gıda maddeleri, bağırsakları çevreleyen kılcal damarlara gider. Kan gıda maddelerini önce karaciğere (karaciğerde zehirlerden temizlenir, bazı maddeler değişikliğe uğrar ve depolanır), sonrasında da kalbe ve tüm vücuda taşır. Vücuttaki suyun azalması sindirim bozukluklarına neden olur. Sindirimin yapılabilmesi için sindirime yardımcı olan tüm bezelerin sıvıya ihtiyacı vardır. Vücutta yeteri kadar sıvı bulunmadığında, gerekli sıvı üretilemeyeceğinden sindirim zorlukları başlar.
Vücudumuzdan her gün, yaklaşık 700 mi sıvı atılması zorunludur. Vücudumuzda biriken üre, ürik asit, azot birleşimleri ve toksik maddeler idrarla atılmazsa sağlığımıza zarar verir. Vücudumuz her gün yaklaşık 2,5 İt sıvı kaybeder. Bu sıvının çoğu böbrekler ü-zerinden dışarı atılır, bir bölümü de vücudu buhar olarak terk eder. Terlemediğimiz zamanlar bile, vücut biz farkına varmadan deri üzerinden buharlaşma yoluyla yaklaşık 500 mi su kaybeder. Vücut yaklaşık aynı miktardaki suyu da solunum yoluyla akciğerler üzerinden kaybeder, çünkü solunumla bir miktar su buharı da dışarı atılır. Ayrıca katı olan dışkıyla birlikte bile, vücuttan 150-200 mi sıvı atılır. Dışkıda suyun azalması pekliğe neden olur.
Yetişkin bir insan vücudunun %60′ı sudur. Yani 70 kg ağırlığındaki bir insanın vücudundaki su miktarı yaklaşık 42 kg’dır. Ancak bu oran yaş ilerledikçe değişerek %45′e kadar düşer. Küçük yaştaki bir çocuğun derisi gerginken, ileri yaşlarda kırışıklıklar başlar ve bu kırışıklıklar gittikçe derinleşir. Çok ileri yaşlarda ise deri buruşur. Deride kırışıklıklar oluşmasına pek bir şey yapılamaz, ancak vücudun su ihtiyacı iyi karşılanırsa kırışıklıkların gecikmesi sağlanabilir.
Özellikle yaşlı insanlar için su içmek bir sorundur, çünkü yaş ilerledikçe insanların su içme duygusu zayıflar. Harta insanlar ileri yaşlarda su içme ihtiyacı duymazlar. Bunun sonucu olarak da su içmeyi unuturlar. Bu nedenle gün boyunca içilmesi zorunlu miktardaki su, sabahleyin hazırlanılarak göz önüne konulmalıdır. Yaşlı insanların da günde en az 2 litre suya ihtiyacı vardır. Ayrıca yaş ilerledikçe böbrekler idrarı konsantre etme yeteneklerini kaybeder. Yeterince su içmek kan dolaşımı için de çok önemlidir. Az su içenlerin vücutlarındaki kan hacmi azalır. Kan damarları yeterli oranda dolmayınca da tansiyon düşer. Bu da baş dönmesine, kasların güçten düşmesine, bitkinliğe neden olur. Vücudun enfeksiyonlara karşı direnci azalır.
Vücuttaki suyun azalması veya uzun süre çok az su içilmesi nedeniyle kan koyulaşır, kalp kanı pompalarken zorlanır. Bu da kalp sancısına neden olur. Kan koyulaşmasına hareketsizlik de eklenince uzun otobüs ve uçak yolculuklarında kan pıhtılaşması tehlikesiyle karşı karşıya kalınabilir.
Vücuttaki sıvının insan ağırlığının %4-%6′sı arasında azalması ve bu durumun uzun süre devam etmesi yaşlı insanlarda unutkanlığa neden olmaktadır.
Dikkat: Kalp ve böbrek rahatsızlığı olanlar, doktorun önerdiğinden daha fazla sıvı içmemelidir.
60 kilo ağırlığındaki yetişkin bir insanın günlük su ihtiyacı 2,5 litredir. Ancak bu miktar sıcak havada, ağır işte çalışanlarda, çok hareket edenlerde, ateşli hastalıklarda, kusma ve ishal gibi durumlarda artar. Su ihtiyacı suyun dışında, sulu yemekler, bol meyve ve meyve suyu, süt, ayran gibi sulu maddelerle karşılanmalıdır. Ancak suyun yerini başka hiçbir şey doldur amaz.
Unutmamak gerekir ki, tüm içecekler vücudun su ihtiyacı karşılamaz; kahve, çay ve bazı bitkisel çaylar idrar söktürücü olduklarından vücuttaki suyun azalmasına neden olur. Türkiye’de kahveyle birlikte bir bardak da soğuk su getirilir. Kahveyle suyun bir arada gelmesinin nedeni başkadır, ancak gelen su içilirse kahve (kafein) nedeniyle vücudun kaybettiği su geri kazanılmış olur. Alkol güçlü bir idrar söktürücüdür, bu nedenle alkollü içecekler de vücuttaki suyun azalmasına neden olur. Aşırı alkol alanlar genellikle sabahları uyandıklarında aşırı susuzluk hissederler. Vücudun su kaybını önlemek için içilen her bardak içkiden sonra bir bardak su içmek doğru olur. Şarap içenlere ise içtikleri şaraba %50 oranında su karıştırmaları önerilmektedir.
Küçük çocukların su ihtiyacı daha fazladır. Altını ıslatan çocuklara ceza olarak su vermemek veya altlarını ıslatmamaları için içeceklerini kısıtlamak kesinlikle büyük bir yanlıştır. Bu çocuğun sağlığına büyük zararlar verir. Örneğin böbreklerde fonksiyon bozukluğu başlayabilir. Çocuklar susadıklarında onlara su içme olanağı sağlanmalı, susuzluklarını gidermeleri için uygun içecekler verilmelidir. Çocuklara başta su olmak üzere sulandırılmış meyve suları ve idrar söktürücü olmayan çaylar verilmesi doğru olur.
Dikkat: Tüm ilaçlar suyla içilmelidir. Meyvelerin ve bitkisel çayların içindeki bütün maddeler tam olarak araştırılmamış olduğundan ilaçların suyla alınması daha doğru olur.
Vücuttaki sıvıyı kontrol eden en önemli organ böbreklerdir. Böbreklerden günde yaklaşık olarak 1500 İt kan geçer. Kandaki tüm maddeler vücudun ihtiyacına göre kontrol edilir, ayrıştırılır, emilir veya atılır. Böbreklerde bu işleri yapan milyonlarca nefron bulunur, yani tüm işlemler böbreklerde bulunan milyonlarca küçük birim tarafından yapılır. Aşırı alkol böbreğin görevini tam yapmasını önler.
SUYLA TEDAVİ
Suyla birçok hastalık tedavi edilebilir ve su terapisi, yapılan tedavinin daha etkili olmasını ve kısa sürede etkisini göstermesini sağlar.
Su doktoru olarak adlandırılan Siegmund Hahn (1664-1742) ve oğulları, Hippokrates okulunun uyguladığı tedavi yöntemlerinden yararlanarak geliştirdikleri suyla tedavi yöntemini, hastalıkların tedavisinde uygulamaya başladılar. Sebastian Kneipp, kendisinden öncekilerin suyla tedavi yöntemini geliştirerek, günümüzde kabul gören su kürüyle tedavi sistemini kurdu. Yaşadığı sürece çok başarılı olan Kneipp’m geliştirdiği bu sistem, kendisinden sonra gelen ve bu metodu benimseyen yüzlerce uzman tarafından daha da geliştirildi. Bu yöntem günümüzde tüm dünyada, yüzlerce hastane ve klinikte başarıyla uygulanmaktadır.
Suyla hastalıkları önleme, vücudun bağışıklık sistemini güçlendirme ve hastalıkları tedavi etme metodu başlı başına bir tedavi yöntemidir. Rneipp hastalığı yenebilmek için, vücudun doğal yöntemlerle güçlendirilmesi ilkesinden hareket etmektedir. Soğuk su vücudun ısı üretme özelliğini harekete geçirmektedir. Suyun uygulanma biçimine göre derideki damarlar daralmakta veya genişlemekte, kan dolaşımı harekete geçerek ısı üretmektedir. Bu da tedavi edici etki göstermektedir. Bu tedavi yöntemi neredeyse tüm hastalıklarda ve kendini iyi hissetmeme durumlarında uygulanabilmektedir. Suyla tedavi yönteminde hastalığın durumuna göre sıcak sudan da yararlanılmaktadır. Suyla tedavi, hastalığın türüne göre çeşitli biçimlerde uygulanmaktadır. Su ucuz bir tedavi maddesidir. Su sağlık, sağlamlık, yaşam gücü, canlılık verir ve formda kalmayı sağlar.
Suyla tedavi kürleri için özel banyolara gitmeye gerek yoktur. Birçok suyla tedavi yöntemini evdeki banyoda uygulamak mümkündür. Bunun için bir duş hortumu, bir banyo küveti, ayak banyosu için büyük bir kap, havlu ve bez yeterlidir. Suyla tedavi metoduyla tedavi edilebilen veya önlenebilen hastalıklar:
Adale kasılmaları, akciğer iltihaplanması, arpacık, ayak üşümesi, bağırsak hastalıkları, baş ağrısı, böbrek hastalıkları, bronşit, erkeklerde cinsel iktidarsızlık, ekzema, grip ve soğuk algınlığı, hemoroit, sistit, kalp ritim bozukluğu, kalp sancıları, kan dolaşımı bozuklukları, karaciğer ve safra kesesi hastalıkları, kaşıntı, kolikler, konjoktivit, menstrüasyon şikâyetleri, mide ağrısı, migren, nezle, onikiparmak barsağı ülseri, öksürük, peklik, romatizma ve eklem yerleri sancıları, sancılı bacaklar, sırt ağrıları, solunum yolları hastalıkları, stres, ishal, uyku bozuklukları, varis, yüksek tansiyon.
Su, cilde canlılık ve renk verici, gerginleştirici, göğüsleri dikleştirici etkileri için de kullanılır. Su tedavilerinde faydalı bitkilerden de yararlanılarak, tedavinin daha etkili olması sağlanmaktadır.
Suyla Tedavi Yöntemine Birkaç Örnek:
• Düşük tansiyonu olanların günde en az 1,5 İt sıcak su içmeleri önerilmektedir. Sabahleyin 1,5 İt su alüminyum olmayan bir kapta, ağzı kapalı olarak yaklaşık 10 dk kaynatılır ve bir termosa konur. Hazırlanan bu kaynar su gün boyunca içilir. Kaynar sudaki su moleküllerinin yüzeyleri genişlediğinden daha kolay emilir. Bu nedenle de daha fazla enerji sağlar.
• Arpacık başlangıç aşamasında, gün içinde birçok kere, göze birkaç saniye süren soğuk su kompresle-riyle önlenebilir. Soğuk papatya çayıyla da kompresler yapılabilir. Yardımcı olarak ayaklara sıcaklığı artan su banyosu ve lavman yapılması da önerilmektedir.
İltihaplı arpacık sıcak olarak tedavi edilir. Kaynar suya sokulan bir bez hafifçe sıkıldıktan sonra arpacıklı göze konur. Bez soğumaya başlayınca işlem tekrarlanır.
• Bacaklar baldırlara kadar içinde 36°C sıcak su bulunan bir kaba sokularak 20 dakika beklenir. Bu süre i-çinde suya kaynar su katılarak sıcaklığının yavaş yavaş 42°C’ye kadar çıkması sağlanır.
• Soğuk su genellikle baş ağrısının geçmesine veya hafiflemesine yardım etmektedir. Bu durumda dizlere soğuk suyla masaj yapılması, soğuk suda yürünmesi, ayakların kısa sürelerle 38°C sıcak ve 15°C soğuk suya sokularak banyo yapılması önerilmektedir. Baş ağrısına karşı içine buz konan bir torbanın alna konması da önerilmektedir. Bu metodun genel olarak migrende de iyi sonuç verdiği ileri sürülmektedir.
• Hemoroitin kaşınmasına karşı anüse soğuk su kompresi yapılır. Soğuk suda ıslatılan bir tülbent a-nüsün üzerine 10-15 saniye bastırılır.
• Yorgun gözlere günde bir çok kere, vücut sıcaklığındaki suya batırılan bir tülbentle kompres yapılır. Ağrıyan gözler için yüz 32-36° suya sokularak gözler birkaç saniye açılmalıdır. Bu işlem 3 kere tekrarlanmalıdır.
• Günümüzde genellikle çocuklarda lenf sisteminde iltihaplar görülmektedir. Bunun nedeni çocukların sıvı ihtiyacını su yerine sadece limonata, kola, süt gibi içeceklerle karşılamasıdır. Çocuğa kesinlikle sadece su içme alışkanlığının da kazandırılması gereklidir.
• Nezlede kollar dirseğe kadar 30 dakika 40-45°C suya sokulur. Bu süre içinde suyun 40° C’den aşağı düşmemesine dikkat edilmelidir.
Günde birçok kez buruna soğuk su çekildikten sonra sümkürülerek burun iyice temizlenmelidir. Üşüyenler ılık su uygulayabilir. Bu işlem bir bardak suya en fazla 1 silme dolu kahve kaşığı yemek tuzu karıştırılarak da yapılabilir. Nezle olanların ishal olanlar gibi bol su içmeleri gerekir.
• Ağır ve yorgun bacaklar varisin ilk uyarıcı sinyalleridir. Bu, bacaklardaki (baldırlardaki) damarlarda kanın biriktiğini, gerektiği gibi akmadığını göstermektedir.
Bu durumda bacaklara bir su hortumuyla su tedavisi veya soğuk suda yürüme yöntemi uygulanabilir. Gece yatmadan önce bacakların baldırlara kadar girebileceği derinlikte bir kaba soğuk su doldurulur. Ayaklar suyun içinden çıkacak biçimde kaldırılarak suyun içinde yürünür. Bu tedavi sakinleştirici dir. Bacağa bir duş hortumuyla soğuk su akıtmaya, sağ ayak topuğundan başlanıp bacağın dışından kalçaya kadar gidilir ve bacağın dışından topuğa doğru inilir. Aynı işlem sol bacak için de uygulanır. Arkasından kalçanın iki tarafına suyla birer daire çizilir.
Sağ ayağın küçük parmağından başlanıp, bacağın dışından kasıklara kadar gidilir ve bacağın dışından aşağı inilir. İşlem aynı biçimde sol bacakta da tekrarlanır. Sonra karında büyükçe bir daire çizilir. Yanan yer mümkün olduğu kadar çabuk 20 dk akar suyun altına tutularak veya soğuk su bulunan bir kaba sokularak soğutulmalıdır. Büyük yanıklarda tüylenmeyen bir bez soğuk suda ıslatılarak, yanan yerin üstüne konur ve sık sık değiştirilir. Soğuk su yanıklarda iyi bir sancı dindirici ve vücudun sıvı kaybını önleyicidir. Yanık yere soğuk su tedavisi yanıktan bir saat sonrasına kadar uygulanabilir.
Kaplıcalar (Termaller)
Termal sözcüğü Latince thermae ve Yunanca thermos-tan kökenlenmektedir. Termalin oldukça geniş bir anlamı vardır. Sıcak maden sularına, bu sulardan yararlanan kaplıcalara ve bu kaplıcalarda uygulanan tedaviye termal denir.
Kaplıcalar (Ilıcalar) termal sulardan yararlanılarak tedavilerin yapıldığı tesislere verilen addır. Romalılar termallerden sağlık kaynağı olarak yararlanmıştır. Ne yazık ki ortaçağda insanların temizliğe fazla değer vermemesi nedeniyle bu dönemde kaplıcalar da değerini kaybetmiştir. Kaplıcalar 19. yüzyılın ortalarından sonra Türkiye’de ve Avrupa’da değer kazanmaya başladı. Günümüzde bu alanda uzmanlaşmış doktorların kontrolünde kaplıcalarda birçok hastalık tedavi edilmektedir.
Kaynak sularının kimyasal olarak araştırılması 18. yüzyılın sonlarında başladı. 20. yüzyılda Henri Becquerel (1852-1908) ve Pierre Curie’nin (1859-1906) yaptıkları araştırmalar sonucunda kaynak sularının radyoaktifliği ortaya çıktı.
Kaplıca sularının birçok özelliği vardır. Bu suların tedavi güçleri, bazılarının sıcaklık ve radyoaktiflik gibi fiziksel özelliklerinden, bazılarınmsa kimyasal içeriklerinden kaynaklanır.
Termal sular yerin çok derinliklerinde, çok yüksek ısıda oluşur. Toprağın 40 kilometre derinliğinde sıcaklık 5-8 bin derece arasında değişir. Toprağın çok derinliklerinde hidrojenle, dünyanın kabuğundaki oksijen birleşerek su buharı oluşur. Bu buhar dünya yüzüne çıkarken beraberinde birçok maddenin iyonunu, izotoplarını ve radyoaktif maddelerini de getirir. Tedaviyi suyun içindeki bu maddeler sağlar. Kaplıcalar termal suların çıktığı kaynakların hemen yanma kurulur.
Bunun nedeni suyun toprak üzerine çıkmasından kısa bir süre sonra (yaklaşık dört gün sonra) özelliklerini kaybetmesidir. Bu süre sonunda suyun içindeki iyonize olmuş maddeler molekülleşir, izotoplar bozulur ve kolloidler flokülasyona uğrar. Suyun yer üstü sularından bir farkı kalmaz. Kaplıcalarda termal sulardan banyo olarak yararlanılır, içilerek kürler yapılır. Günümüzde bu sularla banyo, duş, su altı masajları, şırınga, lavman gibi uygulamalarla hastalıklar tedavi edilmektedir.
Kaplıca Sularındaki Minerallerden Birkaçının Etkisi:
Bakır: İltihap önleyicidir, pigment melanin oluşumunu destekler.
Çinko: Yaraların iyileşmesini süratlendirir, serbest radikallere karşı etkili olur.
Kalsiyum: Hücre dış zarının geçirgenliğini ayarlar, sakinleştirir, rahatlatır.
Selenyum: Serbest radikallere karşı etkilidir, derinin erken yaşlanmasını önler.
Silisyum: Deri dokusunun elastikiyetini, sağlamlığını ve direncini artırır.
Vücutlarında sıvı oranı azalanlar kendilerini yorgun ve halsiz hisseder. Bunun için vücut ağırlığının %4-6′sı kadar sıvı kaybı yeterlidir. Bu durumda genellikle konsantrasyon azalır. Örneğin, sıcakta uzun süre su içmeden araç kullananların dikkatleri azalmaktadır. Yine bu durumda ağır iş yapanlarda kan dolaşımı bozuklukları, hatta kolaps (kan dolaşımının durması) görülmektedir.
Kısa Açıklamalar
• Az su içenlerde böbrek taşı oluşması tehlikesi başlamaktadır.
• Sabahları aç karnına içilen 1 bardak su sindirimi kolaylaştırır, pekliği önler.
• Soğuk su susuzluğu giderir, ancak mide şikâyetlerine neden olur.
• Yemekten önce içilen 1 bardak su açlık duygusunu azaltır. Az yemek yenmesine neden olur. En iyi ve sağlıklı zayıflama yöntemidir. Ancak bu yöntemle çok yavaş zayıflanır.
• Yemekten önce 2 bardak su içenlerin kolesterol o-ranlarının azaldığı ileri sürülmektedir.
• Terleyenlerin kaybettikleri sıvıyı su içerek tamamlamaları gerekir, ancak suyun oda sıcaklığında içilmesine dikkat edilmelidir. Aynı zamanda ter vücuttan potasyum ve sodyum gibi birçok değerli mineralin atılmasına da neden olur.
• Vücutta su (sıvı) eksikliği, bedensel fonksiyonları da olumsuz etkiler. Sıvı eksikliğinde çabuk yorulma, sinirlilik, kramplar, bacak ağrıları ve güç kaybı görülür.
• Bebek için mama hazırlanırken suyunun içindeki tuz miktarı kadar nitrat miktarı da önemlidir. Nitrat bazı mikroplar tarafından nitrite çevrilebilir. Nitrit çok zehirli olup bebeğin kanında oksijen naklini bozabilir. Bebek için hazırlanan mamalara karıştırılacak sudaki nitrat oranı 20 mg’ı, nitrit ise 0,02 mg’ı geçmemelidir.
• Maden suyundaki florun 1,5 mg’ı, sülfatın ise 240 mg’ı geçmemesine dikkat edilmelidir. Plastik şişeye doldurulan ve karbonik asidi az olan sular kısa sürede mikropların ve diğer organizmaların istilasına uğrayabileceği için kaynatılmadan kullanılmamalıdır.

