Brokoli
Brokoli
BRASSİCA OLERACEA VAR, ITALICA Cruciferae
Çok eskiden beri İtalya’da tarımı yapılmaktadır. Tarımına yakın akrabası olan karnabahardan daha önce başlandığı sanılmaktadır. Bir ara unutulur gibi olmuştur, ancak son zamanlarda yapılan araştırmaların da etkisiyle yeniden kullanılmaya başlanmıştır.
Tıbbi Nitelikleri: Bağ dokusunu güçlendirir. Bağırsak hastalıklarına ve enfeksiyonlara karşı koruyucudur. Kalbi, kan dolaşımını ve kasları güçlendirir. Kan yapıcıdır, hücrelere daha fazla oksijen gitmesini sağlar. Karbonhidrat ve protein metabolizmasını hareketlendirir. Menstrüasyon şikâyetlerini hafifletir. Sindirimi destekler ve pekliği önler. Uyku düzenleyici ve sakinleştirici etkisi vardır. Brokoli antioksidandır ve içindeki bioflavonoidler, indol ve izotiozinat sayesinde bağışıklık sistemini güçlendirir. Kansere karşı koruyuculuğu en yüksek gıdalardandır, içerdiği yüksek orandaki klorofil, antioksidanlar ve bağışıklığı güçlendirici maddeler nedeniyle ağız, akciğer, boğaz, mide, prostat ve yemek borusu gibi birçok kanser türüne karşı koruyucudur.
Kullanıldığı Yerler: Bol miktarda folik asit içerdiğinden hamileler, doğum kontrol hapı ve çok ilaç kullananlar haftada 2-3 gün brokoli yemelidir. Sinirleri zayıf ve stresli olanlar bol bol brokoli tüketmelidir. Bro-kolideki kalsiyum ve bakır vücut tarafından çok iyi değerlendirilebildiğinden osteoporoz sorunu olan kadınlar brokoliyi sofralarından eksik etmemelidir. Brokoli bağ dokusunu güçlendirdiğinden varisi olanların bol bol yemesi önerilir. Ayrıca brokoli yağın yakılmasında ve vücuttaki suyun atılmasında etkilidir. Bu nedenle yüksek tansiyonu olanlara önerilir.
Botanik: Vitamin yönünden çok zengin olan brokoli-nin boyu 70 cm’e ulaşır. Gevşek, humuslu, balçıklı veya kumlu topraklarda yetişir. Yetişme döneminde bol suya ve güneşe ihtiyacı vardır. Tohumdan yetiştirilen bitki bir yıllıktır. Mavimsi koyu yeşil renklidir. Çok ufak sarı çiçekler gövdenin sonunda ve yan dalların u-cunda toplu olarak açar.
Nelerinden Yararlanılır: Açmamış çiçek tomurcuklarından ve yapraklar haricindeki tüm toprak üstü bölümünden yararlanılır.
Toplanması ve Saklanması: Brokoli haziranın sonundan itibaren toplanmaya başlanır.
Solmuş ve çiçekleri açmaya başlamış brokoli satın a-lmmamalıdır. Brokoli depolanamadığmdan dondurularak saklanır, dondurulmuş olanı kullanılabilir. Sebzenin açmamış çiçekleri ve kalın gövdesi soyulup haşlanarak yenir. İçindeki vitaminleri koruyabilmek için 2-3 dakikadan çok haşlanmamalıdır.
Kokusu ve Tadı: Karnabahara benzer kokusu ve kendine özgü bir tadı vardır.
Yan Etkileri: Bilinen herhangi bir yan etkisi yoktur, ancak az pişirildiğinde gaz yapabilir.
Kullanma Biçimleri: İçten uygulanır.
Bitkiden Yararlanma Yöntemleri: Genellikle haşlanarak yenir. 2-3 dk’dan daha uzun süre ve çok suda haşlanmamalıdır.
Brokoli biyolojik olarak avokado, domates, ıspanak ve yeşil fasulyeyle en yararlı duruma gelmektedir. Yumurtaya karıştırılarak yapılan brokoliyle alman protein vücut tarafından daha iyi değerlendirilir ve B12 vitamini alınmış olur.
içindeki Bazı Maddeler: Mineraller ve izleri (bakır, demir, çinko, kalsiyum [100 g'da 105 mg], magnezyum [100 g'da 24 mg], manganez, potasyum, selenyum), vitaminler (Bı, B2, Be, betakaroten, C [100 g'da 115 mg], K, pantotenik asit).
200 g brokoli günlük potasyum ihtiyacının yarısını, betakaroten ihtiyacının üçte ikisini karşılar. Brokoli-deki K vitamini ise günlük ihtiyacın üç mislidir.
Kokusu ve Tadı: Buğday kokusuzdur ve unumsu bir tadı vardır.
Yan Etkileri: Bebekleri alerjiyeden korumak için 1 yaşma kadar buğday unundan yapılmış ürünler verilmemelidir.
Rafine edilmiş olan un pekliğe neden olmaktadır. Yapılan araştırmalar buğdaydaki glütenin bağırsaklarda etkileşime neden olduğunu göstermiştir. Bu nedenle bağırsak emilim bozukluğu ve artiriti olanların buğdaydan yapılmış gıdaları yemekten kaçınmaları önerilmektedir.
Rafine undan yapılmış gıda maddeleri yiyenlerde kalınbağırsak kanseri riski daha fazladır.
Kullanma Biçimleri: İçten ve dıştan uygulanır. Bitkiden Yararlanma Yöntemleri:
Buğday ‘Nişastası: Buğday tanelerinde bulunan çok değerli nişasta soğuk suda çözülmez. Sıcak veya kaynar suda şişerek yapışkan bulamaç oluşturur. Amylum Tiritici olarak adlandırılmış olan buğday nişastası ekzama, derideki iltihaplar, iltihaplı deri döküntüleri, isilik ve kaşıntıda, ayrıca derideki gergiliği önleyici olarak kullanılır. Buğday nişastası ishal olan çocuklar için çok iyi bir gıda maddesidir, dizanteride lavman olarak kullanılır.
Tıpta buğday nişastasından, pudra ve tabletleri bağlayıcı madde olarak da yararlanılır.
Dikkat: Buğday nişastası içine patates, mısır veya pirinç nişastası katılarak satılmaktadır. İlaç olarak ancak katıksız buğday nişastası kullanılabilir.
Yeni filizlenmeye başlamış buğday tohumu: Yeni filizlenmeye başlamış buğday tohumu hastalıkları önleme amaçlı uygulanışının yanı sıra, büyüme bozukluğu, cinsel bozukluk, sinir zayıflığı, deri döküntüleri, kalp ve mide fonksiyon bozuklukları, kan dolaşımı
bozuklukları, kan kirliliği nedenli liken ve iltihaplı cilt hastalıkları gibi birçok hastalığın tedavisinde başarıyla kullanılmaktadır.
Filizlenmeye başlamış buğday tohumu gıda takviyesi olarak her öğün 1-2 yemek kaşığı, gıda maddesi olarak kullanılmak istenirse, her öğün 3-4 yemek kaşığı yenilebilir.
Hasta veya güçsüzler için sadece filizlenmeye başlamış buğday tohumuyla kür yapılabilir. Bu durumda kürün kesinlikle bir uzman kontrolünde yapılması gereklidir.
Yeni filizlenmeye başlamış buğday tohumu, buğday özü yağı, yoğurt veya meyve suyuna karıştırılarak içilebilir.
Dikkat: Filizlenmeye başlamış buğday tohumunun kesinlikle taze olması gerekir. Filizlenen tohumun koruyucu kabuğu düştüğü için etkisi büyük bir süratle azalır.
Buğday özü yağı: Mükemmel bir sağlık kaynağıdır. Buğday embriyonundan soğuk presleme yöntemiyle elde edilir. Filizlenmeye başlamış buğday tohumunun uygulandığı tüm durumlarda uygulanır. Buğday özü yağının kesinlikle organik olarak yetiştirilmiş buğdaydan elde edilmiş olması gereklidir. Buğday özü yağı soluk altın sarısı renkli ve az akışkandır. Kokusu tahılı andırır ve tadı serttir. İçindeki E vitamini oranı çok yüksek olduğundan oksidasyo-na karşı dayanıklıdır, uzun süre bozulmadan saklanabilir. Buğday özü yağı koyu renkli şişelerde, oda sıcaklığında saklanmalıdır.
İçinde lineol ve linoleik asit, yağ asidi, palmitik asit, le-sitin, A, Bı, B2, B5, B6, D, E, K vitaminleri bulunur. 1 çay kaşığı buğday özü yağı bir insanın günlük E vitamini ihtiyacı karşılar. 1 kg buğday özü yağında 2300-3500 miligram E vitamini bulunur. 100 g buğday embriyonunda yaklaşık 10 g yağ vardır. İçindeki doymuş yağ oranı %16, bir kere doymamış yağ asidi oranı %22, iki kere doymamış yağ asidi oranı %57, çok kere doymamış yağ asidi oranı ise %5′dir.
Not: İçerdiği vitaminlerin kaybedilmemesi için buğday özü yağı ısıtılmamalı, soğuk kullanılmalıdır.
Tıbbı Nitelikleri: Buğday özü yağından kanama ve kan dolaşımı bozukluklarında, kalp rahatsızlıklarında, menopoz sorunlarında ve yara tedavisinde yaranın kapanmasını süratlendirici olarak yararlanılır. Buğday özü yağı hücreleri oksijenle besler ve hücreleri zehirlere karşı korur. Bu nedenle kan dolaşımı ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Bağ dokusunu ve deriyi besleyerek gerginleştirir. Bağışıklık sistemini güçlendirir ve yaşlanmaya karşı korur.
Buğday özü yağı kürü: Buğday özü yağıyla vücudu güçlendirici kürler yapılabilir. Bu kürler özellikle ne-kahat döneminde, çocukların gelişme döneminde ve yaşlılıkta önemlidir. Buğday özü^ağıyla yapılan kür kasları ve sinirleri güçlendirft, cildi gferginleştirir. Küre 1 damla buğday özü yağıyla başlanır ve günde 10 damlaya kadar çıkarılır. 5 gün aradan sonra bu uygulamaya tekrar başlanır. Buğday özü yağı soğuk veya ılık süt, taze sıkılmış meyve sularıyla da içilebilir.
Buğday özü yağı çok zengin bir içeriğe sahip olduğu ve deri tarafından süratle emildiği için her türlü deriyi besler. Özellikle kuru deriler için çok faydalıdır. Buğday özü yağıyla taranan ve saç dipleri bastırılmadan masajlanan saçlar parlaklaşır, kırılmalar durur. Bir fırçayla üzerine buğday özü yağı sürülen taze yara izi yavaş yavaş kaybolur.
Buğday özü yağı kumaşı boyadığı için elbiselere dökül-memesine dikkat edilmelidir. Kokusu çok güçlü olduğundan diğer bitkisel yağlarla 1,9 oranında karıştırılarak kullanılmalıdır.
Buğday lapası tedavisi: Bu tedavi mide ve bağırsakları birikmiş toksinlerden temizlemek ve mide-bağırsak hastalıklarını önlemek için yapılır. Özellikle ağza acı su gelmesi, gaz şişkinlikleri, iştahsızlık, kalınbağırsak iltihabı, mide yanması, şişmanlık, mide asidi fazlalığı, mide-bağırsak ülserleri ve kramplarında uygulanır.
Hastanın durumuna göre yarım kilo ile 1 kilo arasında kabukları soyulmamış buğday yaklaşık 3-4 saat koyu lapa durumuna gelinceye kadar kaynatılır. Buğdaylar kaynatıldıkları sürece karıştırılmalı ve eksilen su eklenmelidir. Koyu lapa durumuna gelen buğday ince bir süzgeçten geçirilir ve kabuklar atılır. Hastalığın durumuna göre 5-20 gün süreyle, günde 3-5 tabak lapa yenilerek kür yapılır. Kür süresince kesinlikle başka bir gıda maddesi yenmez ve su bile içilmez. Çok ihtiyaç duyulursa susuz yumuşak meyve kompostosu yenebilir.
Buğday ve yulaf lapası Anadolu’da halk tarafından çok eskiden beri yukarıda adı geçen hastalıklara karşı uygulanmaktadır.
Buğday unu: Tedavi amacıyla rafine edilmemiş ke-
pekli buğday unundan yararlanılır. Buğday unu buğday tanesindeki embriyo alındıktan sonra tane öğütülerek elde edilir. Embriyo alınmadan öğütülen un yağlıdır ve uzun süre dayanmaz, bozulur.
Buğday kepeği: Buğdayın öğütülmesi sırasında ortaya çıkan buğday kabuğu parçalarıdır. İnce ve kalın kepek olarak ikiye ayrılır. E vitamini yönünden zengindir. Sindirimi destekleyici, pekliği önleyici, genel olarak bağırsak fonksiyonlarını ayarlayıcıdır. Ayrıca bağırsak kanserini de önlediği ileri sürülmektedir.
Kepeğin Yan Etkileri: Günde 6 yemek kaşığı ve daha fazla kepek yemek ishale neden olabilir. Bağırsak divertikülü (bağırsaklardaki kasların zayıflaması nedeniyle mukoza tabakasında dışa doğru oluşan ceplerdir, bazen bu cepler iltihaplanır ve boşalma olmaz) olanların yüksek miktarda kepek yemeden önce doktora danışmaları doğru olur. Crohn hastalığı olanlar kepek yemekten kaçınmalıdırlar.
Bulgur: Bulgur, buğday tanelerinin kaynatılıp kurutulması ve çeşitli kalınlıkta öğütülmesiyle elde edilir. Bulgur ince, orta ve iri olarak öğütülebilir. Buğday ayıklanır, yıkanır ve büyük bir kazanda üzerine iki katı su eklenerek, ara sıra karıştırılarak kaynatmadan pişirilir. Suyun ısısının kesinlikle 95°C’yi geçmemesi gereklidir. Su ısındıkça buğday suyu e-merek şişer. Bu işlem yaklaşık bir buçuk saat sürer. Buğday taneleri pişerken karıştırılan suyun tamamını emer, böylece suda eriyen vitaminler buğday tanelerine geri dönmüş olur. Suyu emmiş olan taneler temiz beyaz bezlerin üzerine ince serilerek güneşte kurutulur. Dışındaki ince kabuktan ayrılan taneler değirmenlerde çeşitli kalınlıklarda öğütülür. Dış kabuğun soyulması selüloz oranının azalmasına, besin gücünün ise oransal olarak artmasına neden olur. Bulgurun sindirimi kolay, besleme gücü yüksektir. Ekmek: Hippokrates iri öğütülmüş buğdaydan yapılmış ekmeğin pekliği önlediğini yazmaktadır.
İçindeki Bazı Maddeler: Karbonhidratlar, aromalı yağ, yüksek nitelikli albümin, lipoidler, mineraller (demir, fosfor, kalsiyum, magnezyum, potasyum, sodyum), mineral izleri, hormonlar, vitaminler (A, Bı, B2, B3, Be, C, D, E).
Buğday tanesinin dışında üç tabakadan ve odunum-su liflerden oluşan sindirilemeyen kabuk (tohum örtüsü) vardır.
Buğdayın içindeki nişasta kompleks karbonhidratlar grubu içine girer. Evde kullandığımız şekere göre molekül zinciri daha uzundur. Bu nedenle nişasta daha yavaş kana karışır, şeker hastalan için sorun oluşturmaz.
Kısa Açıklamalar:
• Avrupa’da halk arasında tüm bitki kaynatılarak kanlı basura benzer ishale ve yaz ishaline karşı içilir. Buğdaydan yapılan bu çayın, hiçbir ilacın kesemedi-ği ishalleri bile tedavi ettiği ileri sürülmektedir.
• Buğday özel olarak hayvan yemi olarak da yetiştirilir. Harmandan sonra arta kalan saman iyi bir hayvan yemidir.

