Bal ve Arı Ürünleri

BAL VE ARI ÜRÜNLERİ

Bal doğanın insanlığa en büyük armağanıdır. Balı sadece gıda maddesi olarak değerlendirmek kesinlikle yanlıştır.

Bal birçok bal çeşidine verilen ortak addır. Yapılan araştırmalar bir arının kovanından en çok 10 km uzağa gittiğini göstermiştir. Bu, balın özelliğinin bitki örtüsüne bağlı olduğunu gösterir. Birçok arıcı, balını zenginleştirebilmek için kovanlarının yerini belli aralıklarla değiştirir.

Özellikle sıcak yörelerde sıcakların başlamasıyla kovanlar yaylaya çıkarılır. Bal, orman (çam) ve çiçek balı olarak ikiye ayrılır. Bazı bilim insanları balı üçe ayırarak bu iki bala bir de yaprak balı eklemektedir.

Orman veya çam balı, arının büyük bir bölümünü çam çeşitlerinden toplayarak yaptığı baldır. Çiçek ballarını, arının çeşitli çiçeklerden toplayarak yaptığı bal ve büyük oranda belirli bir çiçekten toplayarak yaptığı bal olarak ikiye ayırabiliriz. Balın özel çiçek balı olarak adlandırılabilmesi için içinde, bala adım veren bitkinin çiçek tozundan en az %45 oranında bulunması gereklidir. Bu ballar genellikle adlandırıldıkları bitkinin tıbbi özelliğini gösterir. Bu özellik, bitkinin baldaki çiçek tozu oranıyla doğru orantılı olarak artar. Karışık çiçek balları güçlendirici ve direnç artırıcı olarak, ayrıca astıma, bronşite ve saman nezlesine karşı da önerilmektedir.

Yaprak balı, arının yaprak bitlerinin salgıladığı tatlı sıvıyı toplayarak yaptığı baldır. Genellikle orman balı olarak kabul edilir.

Açık renkli balların tadı genellikle daha yumuşak olur. Koyu renkli ballar daha aromatik ve güzel kokuludur. Kristalleşen balın rengi hafif açılır.

•    Adaçayı balı açık kahverengi, sert tatlı, az akışkandır.

•    Akasya balı açık sarı renkte, çok tatlı ve az akışkandır.

•    Ayçiçeği balı altın sarısı renktedir, tadı yumuşaktır ve az akışkandır.

•    Ihlamur balı kehribar renginde, sert, tatlı, çok hafif acımsı, hoş kokulu ve normal akışkanlıktadır. Bir süre sonra kristalleşir. Kristalleşmeyen bölüm kristalleşenden az akışkan bir tabakayla ayrılır. Sinir yatıştırıcı, uykusuzluk giderici vb. özellikleri vardır.

•    Kuşdili balı toplandığı çiçeklerin kokusunu ve tadını taşımayan ballardandır. Açık sarı renkte ve normal akışkanlıktadır. Karaciğer hastalıklarını iyileştirir, sindirim bozukluklarım düzenler.

•    Lavanta balı çok açık sarıdır, lavanta tadında, normal akışkanlıktadır.

•    Nane balı yeşilimsi sarı renktedir, tadı keskin ve akışkanlığı normaldir. Bağırsak gazlarını önleyici, kolikeri çözücü, pankreas salgısını söktürücü, sindirimi kolaylaştırıcıdır. Eterli yağlar yönünden zengindir.

•    Portakal balı altın sarısı renkte, portakal tadında ve akışkandır. Sinir yatıştırıcı, kramp çözücü ö-zellikleri nedeniyle sinir hastalıklarında kullanılır.

•    Deli bal özel ballar arasında ülkemizde herkesin tanıdığı bir baldır. Acımsı buruk tadı olan bu bal çok az yenildiğinde sinir bozukluklarına iyi gelmekte, çok yenildiğinde ise merkezi sinir sisteminde felçlere neden olmaktadır. Zehirlenme bulantı ve kusmayla kendini gösterir. Bu etkiye arının sarı renkte çiçek açan açalya (Azelea Pontica L., Rh. Luteum Sweet) ve kırmızı çiçekli komar (Rhododendron Ponticum L.) bitkilerinden topladığı öz neden olmaktadır.

•    Anzer balı, Avrupa’da birçok klinikte bile hastalıklara karşı uygulanan özel bir baldır. Rize’ye bağlı İkizdere ilçesindeki Anzer yaylasında, arıların yayla çiçeklerinden toplayarak yaptıkları baldır.

Bal elde edilmesine göre de adlandırılır ve değerlendirilir:

•    Petek balı için tüm petekten veya peteğin bir bölümünden yararlanılır. Çok kaliteli olup gıda maddesi ve ilaç olarak kullanılır.

•    Süzme bal için petek bir kaba süzülmeye bırakılır veya süzme makinesi yardımıyla elde edilir. Çok kaliteli olup gıda maddesi veya ilaç olarak kullanılır.

•    Santrifüjörle elde edilen bal merkezkaç yöntemiyle çalışan santrifüjör adlı bir aygıtla elde edilir. Çalışma hızına ve ısısına göre balın kalitesi değişir. Santrifüjörle süzülen ballar genellikle gıda maddesi olarak kullanılır.

•    Pres bal sıcak petekten preslenir. Kalitesi düşüktür, gıda maddesi olarak kullanılır.

Temiz olmayan petekler preslenerek arı yemi olarak kullanılır.

Balın Saklanması: Baldaki önemli değişiklik içindeki glikozun kristalleşmesi, balın akışkanlığını kaybetmesidir. Balın kristalleşmesi, diğer bir deyişle şekerlenmesi halk arasında yanlış anlaşılmaktadır. Şekerlenme balın doğal olduğunun belirtisidir. Balın akışkanlığını kazanması, şekerlenmenin kaybolması için balı kavanozuyla birlikte veya herhangi bir cam kapta, en çok 50°C sıcak su banyosunda yaklaşık 3 saat tutmak yeterlidir. Yüksek sıcaklık ve 0° C altındaki sıcaklık balın değerinin kaybolmasına neden olur.

Bal buzdolabında saklanmamalıdır. Işığa karşı da duyarlı olduğundan ışık geçirmeyen kaplara veya içi sırlı küplere konulmalıdır. Havadaki nemi, çevresindeki kokuları emme özelliği nedeniyle, bal kabının ağzı hava geçirmeyecek biçimde kapatılmalıdır. Açık kaptaki balın üzerinde köpürmeler başlar ve bal mayalanarak bozulur. Mısır Firavunlarının mezarlarında bulunan havayla teması ağzı sıkıca kapatılarak kesilmiş kaplardaki 4000 yıllık balların bozulmamış ve değerlerinden hiçbir şey kaybetmemiş olduğu tespit edilmiştir. Bal 14-16° C’de, ışık geçirmeyen cam kaplarda veya sırlı küplerde, ağzı hava geçirmeyecek biçimde kapatılarak yıllarca saklanabilir.

Dikkat: Bal kesinlikle demir ve çinko kaplarda saklanmamalıdır. Bal bu kaplarda bozulur, zehirli bileşimler oluşturup sağlığa zararlı hale gelir.

Balın Kontrolü: Bir şişenin içine 70°’lik 100 mi alkol ve 50 g bal konur, iyice çalkalanır. Bal alkolün içinde artık bırakmadan erirse doğaldır. Kapta beyaz bir kalıntı oluşursa doğal değildir.

İçindeki Bazı Maddeler: Bal mineraller yönünden çok zengindir. İçindeki minerallerin oranı %3 kadardır. Bakır, çinko, demir, fosfor, klor, kükürt, magnezyum, potasyum, silisyum ve sodyum içerir. Asetik asit, formik asit, laktik asit, silisik asit, elma asidi, glikonik asit, fosforik asit, hidroklorik asit içerir. Bal kovanının olduğu çevredeki çiçeklere özgü şekerler dışında glikoz, fruktoz ve maltoz içerir.

Bal vitamin açısından zengin değildir. Bı, B2, B5, B6, nikotinik asit, folik asit ve çok az C vitamini içerir. Meyve ve sebzelerdeki vitaminler bir süre sonra değerlerinden kaybederler. Örneğin ıspanaktaki C vitamini miktarı, toplandıktan 24 saat sonra yarıya iner. Balın içindeki vitaminler ise, bal önerilen biçimde saklandığı sürece değerlerinden hiçbir şey kaybetmez.

Balda birçok enzim vardır. Bunlardan en önemlisi glukosidaz enzimidir. Bu enzim havanın içindeki oksijen yardımıyla glikozu aside ve hidrojen perokside çevirir. Bu balın uzun süre saklanabilmesini sağlar, dayanıklılığını artırır. Hidrojen peroksit iyi bir mikrop öldürücüdür, antiseptiktir. Koyulaşmış, özellikle şekerlenmiş balın mikrop öldürme, iltihap temizleme gücü yüksektir.

Bala karşı alerji gösterenler de vardır. Yediklerinde kaşıntılı veya kasıntısız sivilce dökenler, midesi sancılananlar veya bulananlar da görülmektedir. Günde bir veya yarım kahve kaşığı bal suya karıştırılıp uzun süre içilerek vücudun ve midenin bağışıklık kazanması sağlanabilir. Ölçü yavaş yavaş artırılır. Balın içindeki çiçek tozları da alerjiye neden olabilir. Bu durumda balın yöresi veya türü değiştirilmelidir. Örneğin çiçek balı yerine, çam balı kullanılabilir. Tüm çabalara rağmen alerji devam ediyorsa, bal yenmemelidir.

Yararları: Balın öksürüğe karşı iyi bir ilaç olduğu çok eskilerden beri bilinmektedir. Balla karıştırılmış sıcak süt, bal karıştırılmış çaylar, sebze suları öksürüğe iyi gelir.

Boğmaca ve difteri (kuşpalazı) için şekerlenmiş bal boğaza sürülür ve yenir. Ayrıca soğan veya keçiboynuzu şurup kıvamına gelinceye kadar, yaklaşık 1 saat kaynatılır, içine eşit miktarda bal karıştırılır. Boğmacalı çocuğa günde 3 çay kaşığı bal verilir. Balın solunum organları hastalıklarına karşı tedavi gücünün içerisindeki şekerlerden, eterli yağlardan ve dezenfekte edici maddelerden kaynaklandığı ileri sürülmektedir.

Veremli hastaya direncini artırmak için bol bol bal verilmelidir.

Karaciğerin en önemli görevlerinden biri de vücudun kendi yaptığı ve dışarıdan aldığı zehirleri zararsız duruma getirmek, vücudu bunlardan temizlemektir. Karaciğerin bu görevini yapabilmesi için glikoz gerekir. Bal, içindeki glikoz ve çeşitli meyve şe-kerleriyle zehirlerin süratle atılmasında karaciğere yardımcı olmaktadır. İçindeki asetilkolinin olumlu etkisi de safranın boşalmasını sağlar. Vücudun narkozdan süratle temizlenmesinde karaciğere yardımcı olur. Karaciğer için günde 1-3 yemek kaşığı bal yenilmelidir.

Saman nezlesi alerjik bir hastalıktır. Hastalığın tedavisi için tüm kış boyu hastanın, yaşadığı yerde yetişen veya içinde alerjisi olduğu bitkilerin çiçek tozları bulunan bal yemesi veya içinde çiçek tozu depolanmış petek çiğnemesi gerekir. Hasta bu yöntemle balın içinde bulunan, saman nezlesine neden olan çiçek tozlarına karşı bağışıklık kazanmış olur. Tedaviye birkaç yıl devam edilir.

Hamilelikte bal yemek oldukça yararlıdır. Hamilelerin mide bulantısı çektikleri dönemlerde bile balı çıkarmadıkları görülmüştür. Balı da çıkaracak olurlarsa, makattan bal lavmanı yapılması önerilmektedir. Bal kalınbağırsak üzerinden kana karışır. Emziren kadınlar günde 1-2 yemek kaşığı bal yerse süt artar, annenin ve bebeğin hastalıklara karşı direnci artar.

Bir yaşından küçük bebeklere kesinlikle bal verilmez. Ne kadar dikkatle elde edilirse edilsin balın içinde Clostridium Botulinum virüsü olur. Bu virüs bebeğin bağırsaklarına yerleşip çoğalır ve organizmayı zehirler. Kas zayıflığına, hatta bazen felce neden olur. Bu durum bir yaşma kadar olan bebeklerde görülmektedir. Balla tatlandırılmış hazır mamalarda bu tehlike yoktur çünkü mama hazırlanırken ısıtıldığından virüs ölmektedir.

Bebekler mama ve süte karıştırılan tat verici maddelere karşı büyük duyarlılık gösterir. Bir yaşından büyük bebeklerde en az komplikasyona bal neden olur. Ayrıca bal sütün içindeki maddeleri de tamamlar. Böylece bebeğin gelişmesi için gerekli tüm maddeler doğal yoldan verilmiş olur. Tatlandırıcı, besleyici olarak 100 mi süte, 1 çay kaşığı bal karıştırılmalıdır. Bebek peklik çekiyorsa, balın yarım veya 1 çay kaşığı artırılması, ishal ise balın yarım çay kaşığı azaltılması önerilmektedir. Bal mayalanmayı önlediğinden bebeğin sancılarını azaltır, yatıştırıcı olduğundan rahat uyumasını sağlar. Ayrıca bebeğin hastalıklara karşı direncini artırır. Bal verilen bebeğin yada çocuğun ağırlığı daha hızlı artar.

Bal yaşlılar için de iyi bir güçlendirici ve gıda maddesidir. Yaşlılar sabahları aç karnına ve yatmadan yarım saat kadar önce 1 tatlı kaşığı balı ağızlarında yavaş yavaş eriterek yemelidir.

Ağır spor yaptığı ve ağır işte çalıştıkları için kilo kaybedenler, gün boyunca eşit aralıklarla 10-20 çay kaşığı bal yemelidir. Ölçü yapılan spora, işe ve vücut yapısına göre değişir.

Bal yenildikten en fazla 20 dk sonra kana karışır. Diyet yaparak kilo vermesi gerekenler bitkin düşmemek için yemeklerden sonra 1 çay kaşığı bal yemelidir. Ayrıca bal tokluk duygusu verir. Yazın sıcaktan, terlemekten bitkin düşenler ara sıra 1 su bardağı soğuk suya 1-2 çay kaşığı bal karıştırarak içmelidir. Sıcaktan bozulan sinirler düzelir, yeniden güç kazanılır.

Ateşli hastalıklarda vücuda direnç kazandırmak için hastaya ballı su veya çaylar verilmelidir. Hastalık nedeniyle mide asidi çoğalacağından, hastanın tatlıya karşı duyarlılığı artabilir. Bal hastanın midesinin duyarlılık derecesine göre ayarlanmalı veya midenin duyarlılığını önleyici çaylara karıştırılmalıdır.

Bal çok iyi bir yatıştırıcı ve uyku ilacıdır. Bu özelliği yüzyıllarca önce Çin’den, Roma’ya her yerde bilinmekteydi. Sabahları ekmeğe sürülen bal sinir sistemini güçlendirir, sindirime yardımcı olur. Özellikle işleri stresli olanlar için iyidir. İyi uyumak için ve sakinleştirici olarak yatmadan yarım saat önce ve sabahları aç karnına 1 yemek kaşığı bal ağızda eritilerek yenilir.

Çocuklarda görülen geceleri yatak ıslatmanın çeşitli nedenleri vardır. Bu tip çocuklar çoğunlukla sinirlidir, çabuk öfkelenir ve kızarlar. Bu durumda balın sinirleri yatıştırma özelliğinden yararlanılır. Çocuğa her gece yatmadan önce 1-2 çay kaşığı bal verilir. Bal kaslar için en yararlı besinlerden biridir. Kas krampları önler, kalp kaslarındaki kan dolaşımını güçlendirerek kasların en iyi biçimde beslenmelerini, çalışmalarını sağlar.

Bal kalp kaslarının yeterli olarak kanla beslenememesi durumunda, kalp kaslarının iltihaplanması, hasar görmesi, kalp yetmezliği, çeşitli kalp ritim bozuklukları, yüksek tansiyon ve kan dolaşımını tehlikeye sokabilecek büyük operasyonlardan önce önerilmektedir.

Bal damar sertliğinden kaynaklanan hastalıklarda, hastalığın ilerlemesini önlemeye de yardımcı olur. Bal sindirime yardımcı olur, mide ve onikiparmak ülserini tedavi eder. Bağırsakların çalışmasına, iltihaplarının tedavisine ve yararlı mikropların dengelenmesine de yardımcı olur.

Balla yara tedavisi çok eski tarihlere dayanmaktadır. İltihaplı veya iltihapsız küçük, büyük her türlü yara bal sürülerek tedavi edilmiştir. Kesilen yere bal sürülürse, yara kısa sürede iyileşir.

Çok içki içmekten kendilerini iyi hissetmeyenlere ve başı ağrıyanlara yarım bardak limon veya portakal ‘ suyuna, aynı miktarda bal karıştırarak içmeleri önerilmektedir.

Bal romatizma ve sancılarına karşı da iyi bir ilaçtır. Ağrıyan yer, bal sürülmüş keten bezle sarılır, üzerine yün bağlanır. Keten bez değiştirilirken romatizmalı yer önce sıcak suyla yıkanır, hafifçe masajlanır. İşlem 4 saatte bir tekrarlanır. Romatizmalı yerin soğumaması dikkat edilmeli, ağrı kesildikten sonra da tedaviye 1 hafta devam edilmelidir. Saman nezlesi, bronşit, burun tıkanıklığı, sinüzit, bademcik iltihaplan, öksürük, boğmaca ve kuşpalazı için hastalık geçinceye kadar her gün bal yenilir.

Aynı amaçla taze petekli bal veya içine çiçek tozu depolanmış taze petek 10-15 dk çiğnenmeli ve tükürülmelidir. Balmumu yutulmamalıdır. Bal yanık kremi olarak da kullanılır. Yanan yere bolca sürülen bal önce yanma yapar, ancak kısa süre sonra sızı ve sancıyı keser, serinletir. Su toplamış yanıklar bile süratle iyileşir. Petekli bal da dövülerek yanık kremi olarak kullanılır. Ayrıca 1 yemek kaşığı bala, 1 kahve kaşığı gliserin karıştırılarak da kullanılabilir.

REÇETELER

Anjin, Aft:

Süzme bal

Kaynatılmış 1 su bardağı sıcak suya 1-2 çay kaşığı bal karıştırılır. Bu çaya aynı miktarda papatya, anason, adaçayı, nane, rezene, kekik ve civanperçemi çayı da karıştırılabilir. Günde birçok kez gargara yapılır. Ayrıca günde birçok kez, 1 çay kaşığı bal ağızda eritilerek yenir.

Cilt Hastalıkları, Sivilce ve Akneler: 1 yemek kaşığı bal, 1 yemek kaşığı çavdar, (yulaf veya buğday) unu, 1 çay kaşığı balıkyağı, 1 çay kaşığı papatya çiçeği tozu iyice karıştırılır. Bir yumurta sarısı eklenir. Karışım yüze sıcak papatya çayıyla yıkandıktan sonra sürülür. En az yarım, en çok bir saat sonra yüz sıcak papatya çayıyla temizlenir. Sabah akşam, günde 2 kere tekrarlanabilir. Küre, sivilceler kaybolduktan sonra da 10 gün devam edilir. Krem yüzdeki sivilceleri temizlemekle kalmaz yüze canlılık, gerginlik, parlaklık da verir.

Öksürük Şurubu (Dr. D. J. Jarvis):

Limon      1 adet

Gliserin       2 yemek kaşığı

Süzme bal      200 g

1 limon, kabuğuyla yavaş ateşte 10 dk kaynatılır, sıkılır, su bardağına konur, 2 yemek kaşığı gliserin eklenir, bardağın boş kalan bölümü balla doldurulur. Öksürüğün sertliğine göre, her defasında iyice karıştırılarak, günde birçok kez 1 çay kaşığı içilir. Uykusuzluk

1 çay fincanı bala, 3 çay kaşığı elma sirkesi karıştırılır. yatmadan önce 2 çay kaşığı yenir. Yarım saat içinde uykuya dalınamaz ise, 2 çay kaşığı daha yenir. Yarım saatte bir ve her uyanışta tekrarlanmalı, yemeden önce karıştırılmalıdır.

Güzellik Maskesi

Bal güzellik maskelerinde listenin başında gelen doğal maddelerdendir.

DİĞER ARI ÜRÜNLERİ:

Arının sütünden, balmumundan, topladığı çiçek tozlarından, propolisinden ve zehirinden yararlanılır. Ayrıca baldan met adlı bir içki de yapılır.

BALMUMU:

Arının gövdesinin arka bölümünde, kamının altında, orta çizginin her iki yanında dört çift balmumu bezi vardır. Balmumu bu bezlerden salgıladığı yumuşak sarı bir maddedir. Uzun süre güneşte kalırsa beyazlaşır. Balmumu 62-63C°’de erir. Arı balmumunu, yaşamının 11-18. günleri arasında salgılar. Bununla petek diye adlandırdığımız altıgen gözenekleri yapar.

Arıcı tarafından yabancı maddelerden temizlenen balmumu, ruj, merhem, cila, mum ve plaster üretiminde kullanılır. Gözleri yakmadığı, gırtlakta gıcık ve yanma yapmadığı için balmumundan yapılan mum çok değerlidir.
Ayrıca solunum organlarını açtığı, balgam oluşmasını önlediği için öksürüklü, boğmacalı, astımlı, sinüzitli, nezleli ve saman nezleli hastaların odalarında balmumundan yapılmış mum yakılması önerilmektedir. Anadolu’nun kimi yerlerinde bu uygulama görülür.

Boğaz ağrısı, bronşit, sinüzit, diş etleri hastalıklarında 5-10 dk petekli bal çiğnenmesi önerilmektedir. Kaşgarlı Mahmud Bulgar Türklerinin balmumuna avus dediklerini yazmıştır. Kıpçak Türkleri tobal, Kırgız Türkleri ise balauz diyordu. Derleme sözlüğüne göre Anadolu’da balmumuna balağız veya balavuz deniyordu. Balmumu için kullanılan en eski adlar ise ekir, eğir, eyir, eyil adlarıdır.

İçindeki Bazı Maddeler: Balmumunun ana maddesi yağ asidi ve alkoldür. Ayrıca, içinde propolis, boya ve yüksek oranda A vitamini vardır. İçindeki A vitamini çiğnenerek alınabilir.

ARI SÜTÜ:

Arının, yaşamının 6-10. günleri arasında, başında bulunan bir bezeden salgıladığı sıvıya verilen addır. Arı bu sıvıyla larvalarını ve kraliça arıyı besler. Kraliçe arı yaşamı boyunca bu sıvıyla beslenir. Yaşamlarını işçi olarak sürdürecek olan larvalar ise yaşamlarının 3. gününden başlamak üzere çiçek tozuyla beslenir.

Tadı keskin ve ekşidir. Rengi bulanık sarı ile koyu kahverengimsi yeşil arasında değişir. Arı sütü neme karşı çok iyi korunarak, ışık ve hava geçirmeyen kaplarda, buzdolabında yaklaşık 4-7°C de aylarca saklanabilir.

İçindeki Bazı Maddeler: %67 sıvı, proteinler, yağlar, şeker, vitaminler (Bı, B2, B5, B6, tolik asit), hormonlar.

Araştırmalar arı sürünün, çiçek tozunun ve balın iyi bir kombinasyonu olduğunu göstermektedir. Yalnız başına cilt üzerinde olumlu etki yapmaktadır.

ÇİÇEK TOZU:

Arının beslenmesinde, arı sütünün, balın, peteğin, propolisin yapımında büyük rol oynar. Mısırlılar, Asurlar ve komşu medeniyetler çiçek tozunu tanıyordu. Çiçek tozunun insan sağlığında önemli bir yeri vardır. Bir insanın yaşamı için gerekli maddelerin hemen hemen tümü çiçek tozunda bulunur. Özel olarak çiçek tozu toplamakla görevli işçi arılar, tozu arka bacaklarında bulunan keselere toplar.

Arının topladığı çiçek tozunu ikiye ayırabiliriz: Bacaklarındaki keselere toplayarak kovana getirdiği, girişteki çeşitli tuzaklarla toplanan çiçek tozu ve salgıladığı bir enzimle sindirim ön hazırlığını yaparak peteklere sıkıştırdığı, arının ekmeği diye adlandırılan çiçek tozu. Araştırmalar peteklere sıkıştırılan çiçek tozunun daha değerli olduğunu göstermiştir. Peteklerden ayıklanarak toplanması zaman alır ve çok pahalıya mal olur. Bu çiçek tozundan petek çiğnenerek yararlanılabilir.

Çiçek tozu çok iyi kurutulur, hava ve ışık geçirmeyen kaplarda kuru, serin yerlerde saklanır. Havası almmış kaplarda 2-4° C arasında uzun süre saklanabilir. Çok iyi kurutulmayan, ağzı açık kaplarda saklanan çiçek tozu kısa sürede küflenir. Küf yapan mantarlar arasında hastalıklara neden olan toksinleri çıkaranlar da vardır. Bozulan çiçek tozunun kokusu ağırlaşır, tadı acılaşır.

İçindeki Bazı Maddeler: Şeker, nişasta, proteinler, aminoasitler (alanin, arginin, sistein, glisin, histidin, lösin, metiyonin, prolin, serin, valin), mineraller (bakır, demir, fosfor, kalsiyum, klor, kükürt, manganez, magnezyum, potasyum), nikotinik asit, pantotenik asit, folik asit, yağlar, eterli yağlar, enzimler, hormonlar, antibiyotikler.

Arının ilkbahardan sonbahara kadar topladığı çiçek tozu, harmanlanarak toz veya tanecikler biçiminde satılır. Silme dolu 1 çay kaşığı çiçek tozu yaklaşık 10 g’dır. Yetişkin bir insanın günde 20-25 g çiçek tozu alması yeterlidir. Bu ölçü duruma göre değişebilir. Çocuklar için günde 1 çay kaşığı yeterlidir.

Bal, ballı su veya sütle alınabilir. Toz olarak yenirse iyi çiğnelinmeli ve üzerine sıvı bir madde içilmelidir. Küçük ölçülerle almaya başlamak, yavaş yavaş artırmak yerinde ve doğru olur. Kısa süreli aralarla tüm yıl boyu sürekli olarak kullanmak en yararlı olanıdır. Kür en az 8 hafta yapılır.

Tadı yörenin bitki örtüsüne göre değişir. Tadı nedeniyle çiğnenemiyorsa, reçel veya marmelatla karıştırılarak da yenebilir. 

Yan Etkileri: Mide rahatsızlıkları ve çeşitli görünümlerde alerjiler yapabilir. Bu durumda kullanmaya ara vermeli, bir süre sonra çok küçük ölçülerle tekrar denemelidir.

Saman nezlesi hastalık olarak ortaçağdan beri tanınmaktadır. Gül gibi çiçeklerin güçlü kokularının hastalığa neden olduğu sanılırken sonraları otların neden olduğu sonucuna varılmış, saman nezlesi adı verilmiştir. Hastalığa çiçek tozunun neden olduğu ise 19. yüzyıldan beri bilinmektedir.

Yararları: Çiçek tozu “bağırsaklardaki yararlı mikropların dengesini düzenler, peklik ve ishalin kısa sürede normale dönüşmesini sağlar.Aynca sindirim bozukluklarını, bağırsak şişkinliği, iştahsızlığı da önlemektedir.

Alyuvarların çoğalmasını sağlaması nedeniyle yaşlılara ve çocuklara verilmesi önerilmektedir. Çocuklarda yanlış beslenme nedeniyle görülen hastalıkların tedavi edilmesine yardımcı olur, zayıf çocukların güçlenmesini sağlar.

Beyindeki kan dolaşımını güçlendirir, unutkanlığı ve zihinsel yorgunluğu önler.

Çiçek tozu görme gücünü artırır, bazı durumlarda saç dökülmelerini önler.

Çiçek tozuyla yapılan kürler sonucu cildi berraklaştırır, sivilceleri kurutur.

Çiçek tozunun iyi bir antibiyotik olduğu bilinmektedir. Karaciğer, prostat, bağırsak iltihapları, bronşit ve damar sertliği tedavilerinden çok iyi sonuçlar alınmaktadır.

Düzenli kullanıldığında sinir sistemini güçlendirir, uykusuzluğu ve eklem aşınmalarım önler, kan dolaşımını ve şeker düzeyini olumlu etkiler. Çiçek tozu yaşlılardaki bitkinlik ve halsizlik durumlarında yardımcıdır. Etkisini artırmak amacıyla özellikle bal ve sütle karıştırılarak yatmadan önce ve sabahları yenir.

Kadınların menopoz döneminde görülen kulak çınlama sı, terleme, ateş, baş dönmesi, nefes tıkanıklığı, kas sancıları, kalp sıkışması, tansiyon yükselmesi, peklik gibi şikâyetlerinde yardımcıdır. Sabah akşam, düzenli olarak 1 çay kaşığı çiçek tozu alınması önerilmektedir.

PROPOÜS (Girabolu, Eğir Mumu):

Arının reçine salgılayan ağaçlardan (çeşitli çam türleri, atkestanesi, gürgen, söğüt, karaağaç, kayın, kestane, kavak tomurcukları gibi.) toplayarak kovan kapısını ve çatlaklarını sıvamak için yaptığı maddedir. Kovana girip ölen fare, kertenkele gibi, dışarı atamadıkları maddeleri de bu madde ile sıvayarak zararsız duruma getirir. Propolis çok iyi bir dezenfektandır. Propolisi Mısırlıların ölülerini mumyalamada, Yunanlılar ve Romalıların yaralan tedavi etmekte kullandıkları ileri sürülür.

Ülkemizde propolise Eğir mumu, eğer mumu, eğil mumu, eğin mumu, eğri mum, girabolu, girebo, kirebeli, kire-bolu, pirebolu gibi çeşitli adlar verilmektedir. Propolis antibiyotik özellikleri gösterir. Bu özellik sadece arının bitkilerden topladığı reçinelerden değil, aynı zamanda arının üreterek propolise karıştırdığı enzim veya enzimlerden de kaynaklanır. Tarihte propolisten yaygın olarak yara tedavisinde yararlanılmıştır.

Birinci Dünya savaşında Rus askeri doktorları propolisi ameliyatlarda uygulamıştır. Günümüzde propolisten antibiyotik olarak akne, cilt hastalıkları, ayak mantarları ve hafif ekzema tedavisinde yararlanılmaktadır. Propolisin rengi, toplandığı bölgeye göre değişir, genellikle sarımsı kahverengi yeşildir. Propolis hava ve ışık geçirmeyen kaplarda 3-8°C arasında saklanır.

Yan Etkileri: İçindeki çiçek tozunun insanların %1′inde alerji yapması dışında herhangi bir yan etkisi yoktur. Propolis suda erimez. Toz olarak kullanıldığında bozulmadan dışarı çıkar. En az 70°C, en çok 90DC’lık alkolde eritilerek kullanılır.

Yararları: Ağız içi, bademcik ve boğaz iltihaplarında birkaç damla tentürü ılık suya damlatılıp gargara yapılır.

Göz kapağı kenarı iltihabında tentürü sulandırılarak göze 2 damla damlatılır. Arpacığa karşı propolis merhemi önerilmektedir.

Grip için günde 5 damla propolis tentürü ılık suya karıştırılarak içilir.

Herpes virüsünün neden olduğu zona hastalığında, zor iyileşen yaralarda, çıbanlarda, siyatikte, tenis dirseği ve omurga hastalıklarında merheminden yararlanılır. Merhem 48 saatte bir tazelenir. Eklem ağrılarında, ağrıyan eklemin propolis kremiyle ovulması önerilmektedir.

Salmonella typhi bakterisinin neden olduğu hastalıklarda tentürü içildiğinde süratle iyileşme görülmektedir. Gıda maddelerinin neden olduğu bu hastalık yaygın olarak görüldüğünde koruyucu olarak her gün suyla 5 damla propolis içilmelidir. Menstrüasyon öncesi ve menapoz şikayetlerinin azalmasını sağlar. Tentürü balla karıştırılarak içilebilir.

Vajina iltihaplarında özellikle Candida Albicans’in neden olduğu durumlarda propolisten özel olarak yapılan fitille 15-20 günde olumlu sonuç alındığı görülmüştür.

İleri yaşlarda görülen, özellikle başlangıç durumundaki prostat şikâyetlerinde fitil olarak kullanılır, ağızdan da alınabilir. Kısa sürede etkisinin görüldüğü, büyük oranda şikâyetlerin sona erdiği saptanmıştır.

İçindeki Bazı Maddeler: İçindeki maddelerin oranı bölgeye göre değişir. Reçine, balsam, balmumu, çiçek tozları, çeşitli mineraller (alüminyum, bakır, çinko, demir, kalsiyum, manganez, silisyum, stronsiyum, vanadyum), vitaminler (E, H, P, B kompleksi), yağ asitleri. Bunların dışında flavon, vanilin, izovanilin, aminoasitler.

REÇETELER

Güzellik Maskesi (Propolis yüz kremi):

Papatya      kuru çiçek 10 g

Propolis     10 g

Bal       süzme 20 g

Propolis önceden 70-90°’lik alkolde eritilmeli ve papatya ve balla çok iyi karıştırılmalıdır. Krem yüze ince sürülür, 2-3 saat bırakılır. Yüzdeki kırışıkların kaybolmasına, derinin temizlenmesine, parlaklaşmasına yardım eder. Etkiyi artırmak için düzenli olarak çiçek tozu kullanılabilir.

Karies, Diş Etleri Çekilmesi, Parodontoz: Eşit oranda bal, zeytinyağı ve propolis karıştırılarak hazırlanır. Yatmadan önce karışımla diş etlerine masaj yapılır. Ağız kokusuna karşı da kullanılmaktadır.

Diş Ağrısı:

Propolis                      tentür          50 mi

Tentürle diş etine masaj yapılır, tentür pamuğa emdirilerek ağrıyan dişe konur.

Hemoroid, Basur:

Hint yağı ağacı            yağ              10 mi

Propolis     %10′luk propolis eriyiği

Krem kıvamına gelinceye kadar çok iyi karıştırılır. Hemoroite hafif masaj yapılarak sürülür. Şişlik iner, sancı kesilir.

ARI ZEHİRİ:

Yumurtadan yeni çıkmış arının ve çiçek tozu verilmeden büyüyen arının zehiri yoktur. Zehir bezesi a-rının yaşamının 2. gününden başlayarak zehir salgılamaya başlar. Zehir kesesinde en çok zehir olan dönem, arının yaşamının 15-20. günleri arasındadır. Kokusu keskin, tadı ise acı ve çok ekşidir.

Yan Etkileri: Bazı insanlar arı sokmasına karşı duyarlıdır. Arı sokması kurdeşene, ürtikere neden olabilir. Arının soktuğu kimsenin yüzü beyazlaşmaya, nabzı yükselmeye başladığında derhal doktora gidilmelidir. Arı sokmasına karşı alerji gösterenler tedavi ile bağışıklık kazanabilir.

Mısırlılar romatizmanın arı zehriyle tedavi edilebileceğini biliyordu. Tedavi, ağrıyan yer arıya sokturularak yapılırdı. Günümüzde zehir özel yöntemlerle toplanıp kurutularak saklanır. Araştırmalar arı zehirinin kortizon salgısını artırdığını göstermiştir. Günümüzde arı zehiriyle romatizma, artrit, arter hastalıkları, cilt ve damar hastalıkları, kanamalar, sinir iltihapları nedeniyle duyulan ağrılar, siyatik, alerji ve saman nezlesi tedavi edilmektedir.

Normal olarak arının soktuğu yerde ağrı, yanma kızarıklık ve şişme görülür. Arının iğnesi dezenfekte edilmiş bir cımbızla çıkarılmalı, soktuğu yer dezenfekte edilmelidir. Arının iğnesi çıkarıldıktan ve dezenfekte edildikten sonra soktuğu yer buzlu suyla yıkanır ve üzerine ikiye bölünen bir soğan veya soğan suyuna batırılmış gazlı bez bağlanır. Genellikle 4 saat içinde ağrı kalmaz ve şişkinlik iner. Bazı insanlarda arının soktuğu yerde geniş bir alana yayılan şişlik ve kızarıklık oluşur. Mide bulantısı, kusma ve halsizlik görülür. Bu durum 10 gün kadar sürebilir.

Arı sokmasından yaklaşık 4 saat kadar sonra bazı insanlarda böbrek iltihabı, çevresel sinir iltihabı, kas güçsüzlüğü, kalp kası iltihabı, damar iltihabı ve serum hastalığı görülebilir. Birden fazla arının sokmuş olduğu insanlarda anaflaksi görülebilir. Anaflaksi arı sokması sonucu gelişen, en çok korkulan, en tehlikeli alerji şeklidir. Bu duruma alerjik şok da denilir. Arı sokmasıyla oluşan anaflaksi riski yaşlılarda yüksektir. Çocuklarda bu risk çok azdır.

Arı sokması sonucu arının soktuğu yerde büyük reaksiyon görülen kimselerin arı zehiri alerjisine karşı tedavi olmaları anaflaksi riskini önler. Ancak bu tedavi 5 yıl kadar sürebilir. Bir kimsenin arı sokmasına karşı alerjik olduğu deri testiyle anlaşılır.

Dikkat: Anaflaksi geçirmiş olanlar yanlarında durumlarını bildiren bir kart ve adrenalin bulundurmalı, gerektiğinde kendilerine adrenalin uygulayabilecek durumda olmalıdır.

Bal Nasıl Yapılır Nasıl Üretilir, Balın Çeşitleri Tarihçesi, Bal Ne Zamanda Beri Vardır, Arı Balı Nasıl Yapar, Balın İçindeki Maddeler, Balın Zararları Varmı.?

Arı Türklerde tüm arı türlerine verilen addır. Türkler ilk kez Anadolu’da bal arısı sözünü kullanmaya başlamıştır. Kaşgarlı Mahmud’un açıklamalarından anlaşıldığına göre Türkler önceleri bala arı yağı diyordu. Sonraları bal demeye başladılar. Uygurlar bala mır veya mir diyordu. Prof. Dr. Bahaeddin Ögel 19. yy’da tüm Türklerin bal adını kullandıklarını yazmaktadır.

Bağdat’ın 160 km güneyindeki Nippur harabelerinde yapılan kazılarda bulunan ve MÖ 3000 yıllarında yaşamış bir hekime ait tabletlerden, Sümerlerin balı ilaç olarak kullandıklarını anlıyoruz. Hintliler günümüzde de bal kabı ve peteğinin yanından, bal sağlarında kalacak şekilde geçer. Osmanlılar çıkardıkları kanunlarla baldan ve an kovanlarından vergi almıştır. Osmanlıların İstanbul’da kurdukları ilk ticaret merkezi olan Mısır çarşısıyla Tahtakale arasında bal kapanı da vardı. Kapan Arapça kabandan gelir. Kaban ise kantar anlamına gelir. Burada bal tartılır, vergilendirilir, saraya gider, kalan bal da halka satılırdı.

Bal eskiden yiyecekten çok, hastalıklara karşı koruyucu, güç ve direnç verici olarak kullanılmıştır. Balın ne zaman ve nasıl bulunduğunu bilemiyoruz. Ancak arının yaklaşık 40 milyon yıldır var olduğu, arının kehribar içinde bulunan fosillerinden tespit edilmiştir.

İnsanların balı tanıdığını, topladığını gösteren en eski belge İspanya’da Valencia eyaletinde Bicorp’da Arana mağarasında bulunmuştur. Araştırmalar mağaranın duvarındaki bal toplayan kız resminin 19 bin yıl önce yapılmış olduğunu göstermektedir. Hititler, Sümerler, Mısırlılar, Romalılar ve Yunanlılar gibi birçok eski kültürde bal ilaç olarak kullanılmış ve her derde deva kabul edilmiştir. Hititlerin çivi yazısıyla yazdıkları toprak levhalardan, günümüzden 4000 yıl önce arıcılık yapıldığı anlaşılmıştır.

Levhalardaki reçeteler Sümerler ve Hititlerin balı hastalıklarda kullandıklarım göstermektedir. Hititler 8 g bal ile 8,3 g tereyağını eşit değerde kabul ermekteydi. Arıcılık da yapan Hititlilerde, bal kovanı çalmak ağır para cezası olan bir suçtu. Bazı eski medeniyetlerde arı kovanı çalmanın cezası ölümdü. Smith Papirüsünde ve MÖ 1530 yılında yazılmış olan Ebers Papirüsünde balla hazırlanmış birçok reçete vardır. Piramitlerde ağızlan hava geçirmeyecek biçimde kapatılmış bal küpleri olması ve Kraliçe Haçepsut’un armasında arı bulunması, Mısırlılar için balın değerli olduğunu gösterir.

Yunanlı ve Romalı hekimler balı bakır oksitle karıştırarak yara tedavisinde kullanıyordu. Romalı hekimler balın çok güçlü bir panzehir olduğuna inanıyordu. Yunanlılar için bal tanrıların yiyeceği idi. Mısırlı, Romalı, Yunanlı ve Arap hekimler balı göz hastalıklarında kullanmıştır. Hippokrates balı hava ve su kadar değerli görmüş, tüm hastalıklara karşı kullanmıştır. Balın böbreğin filtre etme gücünü artırarak idrarı artırdığını ilk saptayan Hippokrates’dir. Araştırmalar Hippokrates’in yanılmadığını göstermiştir. Bala kutsal kitaplarda da yer verilmiştir. Baldan söz etmeden önce arı ve arının yaşamından söz etmek yerinde olur kanaatindeyim.

Dünyada binlerce arı cinsi vardır ve genellikle dört cinsinden bal arısı olarak yararlanılır. Bunlardan üçü Asya, Afrika ve Avrupa’da, biri de Amerika kıtasında yaşamaktadır. Günümüzde daha fazla bal elde edebilmek için bu dört cins arasında melezleştirme çalışmaları yapılmaktadır.

Arı kovanında ana arı, kraliçe arı veya arı beyi diye adlandırılan dişi arı, erkek arı ve kısır dişi işçi arılardan oluşan üç cins arı yaşar.

Ana arı kovanda yumurtlayan tek dişi arıdır. Her kovanda bir tane bulunur. Ana arı 20-25 mm boyunda olup yaklaşık 4-5 yıl yaşar. Döllenmiş yumurtadan 16 günde çıkar. Ana arının geliştiği peteğe memecik veya anagümeci adı verilir. 15-20 erkek arıyla bir kere çiftleşen ana arı, spermleri vücudundaki iki kesede toplar. Bu spermler ana arı yaşadığı sürece bozulmaz. Yumurtlarken bu keselerden özel bir kanalla aldığı spermle yumurtayı döller. Kış ayları dışında günde ortalama 1000 yumurta yumurtlar. Baharın başında yumurta sayısı günde 1500′e kadar yükselir.

Erkek arı ana arıya göre daha topludur ve iri gözlüdür. Boylan 15-17 mm’dir ve en çok 2 ay yaşarlar. Görevleri baharın veya yazın başında ana arıyla çiftleşmektir. Kovandaki sayıları 200-2000 arasındadır, ancak sadece 15-20 tanesi ana arıyla çiftleşir. Kendi kendilerini besleyemeyen ve çiftleşmekten başka görevleri olmayan erkek arılar, işçi arılar tarafından aç bırakılarak ölüme terk edilir. Erkek anlar döllenmemiş yumurtadan, çapı 6,5 mm olan bir petekte, 26 günde oluşurlar.

Kovandaki en büyük grup olan işçi arılar, kısır dişi arılardır. Sayıları 40000-80000 arasında, boyları 12-14 mm arasında değişir. Döllenmiş yumurtadan, çapı 5 mm olan peteklerde, 21 günde oluşurlar. Yaz işçi arılar en çok 8, kış işçi arılar ise yaşadıkları iklime göre 5-7 ay yaşarlar. Ana arı yumurtayı peteğe bıraktıktan 3 gün sonra, yumurtadan beyaz bir larva çıkar ve 6 gün sonra büyümesi sona erer. Larvanın ağırlığı bu süre içinde 500 misli artar. 12 gün sonra kozayı işçi arı olarak terkeder ve 21 gün boyunca kovanda çeşitli işler yapar. Önce kendini ve içinden çıktığı peteği temizler, sonra kovan temizliğiyle görevlendirilir. Sırasıyla yumurtaları besler, işçi arıların kovana taşıdığı bal özünü bala çevirir, balmumu ve propolis yapar, kovan giriş kapısında nöbet tutar. 21 günün sonunda bal özü, çiçek tozu, su, reçine toplamak gibi görevleri üstlenir.

Kovandaki arı sayısı çoğaldığında ana arı, bir miktar işçi arıyla kovanı terkedip kendine yeni bir yuva arar. Buna oğul vermek denir. Kovanda kalan genç ana arı, yetişmiş ve yetişmekte olan ana arıları öldürerek tek kraliçe olur.

Arının bal özünü topladığı bal midesi, bir toplu iğne başı büyüklüğündedir. Arı bal midesini doldurabilmek için 1000 çiçekten bal özü toplamak zorundadır. Bir yüksük dolduracak kadar bal özü toplayabilmek için 60 kere kovana gelerek topladığı bal özünü boşaltması gerekir. Arı yarım kilo bal yapabilmek için 2 milyondan daha fazla çiçekten bal özü toplar ve bunun için kat ettiği yol dünyanın çevresinin üç katıdır.

Görevi bal özü toplayan işçi arının kovana getirerek kustuğu bal özünü bala çevirmek olan diğer işçi arılar bu özü emer, bal midesine doldurur ve sonra başlarında bulunan bir bezeden salgıladıkları bir enzimle karıştırıp peteklere doldurur. İşçi arı bal özündeki %80 oranındaki suyun buharlaşmasını sağlayabilmek için, bal özünü birçok kere yalayıp ağızında tutarak havayla temasını sağlar ve bu işlemi bal tavını buluncaya kadar tekrarlar. Peteğe doldurulan bal ağzı açık olarak birkaç gün daha bekler, sonra peteğin ağzı balmumuyla kapatılır.

Baldan tatlı sözler

‘Tatlı bal nice keskin zehiri saklar.” Ovidius

“Düşmanın tatlı sözlerine bakma; balın içinde zehir de bulunabilir.’

“Suratı ekşi olanın balı da acı olur/’ Şeyh Sadi

‘Balın varsa sineğin bol olur.’ Cervantes

“Bal tutanın parmakları yapışkan olur.” Bahac

“En tatlı balın bile fazlasının tadı bıkkınlık verir.” Shakespeare

“Bal her ağızda tatlıdır” M evlana

“Zehir balla, sevgi de düşmanlıkla beraber gelir ” Firdevsi

“Yunus ne hoş demişsin bal u şeker yemişsin

Ballar balını buldum kovanım yağma olsun” Yunus Emre

Leave a Reply